Umutsuz İnsan Sessizce Destek Bekler

Umutsuz insan görmüşsünüzdür. Başı hafiften aşağıdadır, omuzları çöküktür, biraz da kambur durur. Zira üzerindeki umutsuzluk yükünü taşımakta zorlanır. Çaresizlik denizinde ıslanmadan yüzmeye çalışır. Hep kulağı tetikte, umut verecek bir söz ümit verecek bir bakış bekler. Ama kaçımız kime ümit verecek kadar mutluyuz ki şimdilerde hep umut arar, ümit bekler olmuşuz.

Umutsuz yaşamak, pilsiz yanmaya çalışan fener gibidir


Umutsuz Vedat, eskiden beri arkadaşımızdır. Elli altı yaşındadır ayrıca emeklilik yaşı da gelmiştir. Ama geç sigortalı olduğu ve uzun süre sigortasız işte çalıştığı için sigorta prim günü dolmuyor. Uzun süredir iş aramasına rağmen, iş bulamadı. Umudunu yitirmeden dört ay iş aradı. Bu yaşına kadar hep çalıştı ancak mesleği olmadı. İlkokulda beşinci sınıfta kalmasına rağmen öğretmeni sınıfı geçirdi.

Öğretmen öğrencisini durumunu bildiği için, sınıfta kalsa da mezun eder. Aile düzeni olmayan, baba sevgisi görmeyen bir çocuktan bir şey bekleyemezdi. İlkokulu bitiren Vedat, tahsil hayatını tamamlamış oldu. Eğitim hayatında yüksek lisans, mastır yaparak zaman kaybetmedi, babasının yanında künefeci çırağı oldu. Mesleğinde ulaştığı ilk ve son zirveydi. Hamur açmayı ve künefe yapmaya başlamıştı.

Ancak babasının en iyi dostu, en çok zaman geçirdiği dostu içkiydi. Babası gündüz dükkânda çalışır, akşamda içki sofrasında çalışır, babası hiç durmadan sürekli çalışır. Bu çalışma yoğunluğunda babası, ne ailesine, ne kardeşlerine, ne de Vedat’a zaman ayıramaz. Çünkü babasının yirmi dört saati de doluydu, nasıl zaman ayırsın ki. Babasının boş zamanı olsaydı, muhakkak ailesine zaman ayırırdı. İçki içen insan kendini kaybeder, genelde asabileşir, bulunduğu sıkıntılı durumu, başkalarına yükler. Güç gösterisi yapar, bundan en çok nasiplenen asi oğlu Vedat’tır.

Evini Terk Eden Genç, İstanbul’da Soluğu Alır

Vedat kimseye söylemeden ortadan kaybolur. Evde iki eksik vardı, bir valiz, bir de Vedat. Yol bilmeden, iz bilmeden elindeki valizle kendini İstanbul’da buldu. Duyduğuna göre halasının kocası İstanbul’daydı ve halde çalışıyordu. O yaştaki çocuk, araya araya eniştesinin izini bulur. Ama şansı yoktur veya nereden bilsin eniştesi, yeğeninin hale geleceğini. O gün eniştesi işi erken bitince işten erken çıkmış, bu günde işe dönmezmiş. Antep’ten kaçıp gelen Vedat şimdi korkmuştu. Kışın ortasında, parasız, evsiz ve kimsesiz ortada kalır. Ancak yaşadığı çaresizlik de bile duygularını saklıyordu. Eniştesini tanıyan hamal Vedat’a yardımcı olmak istedi. Beton direk gibi dimdik durup “Yarına kadar beklerim” dedi. “İstersen götüreyim, evini biliyorum” dese de itibar etmedi, bir kere beklerim demişti. Adam ısrarcı olmadan, usulca oradan gider.

Kahramanımız Vedat, Yeni Caminin sağ yanından evine doğru gidiyor. Hemen yanında el arabasında kestane satan satıcı var. Kırmızı ağırlıklı arabanın önünde, kestane satıyor. Yanında plastik tabure var, üzerinde çöp kovası.
Umutsuz insan umut arar, fakir insan para arar


İhtilalde Sokakta Bir Çocuk Bekliyor Acaba Derdi Ney?


Yavaş yavaş karanlık çökmüştü. Hamala beton gibi cevap vermişti ama acaba şimdi ne yapacaktı. Elbette her zorluğun bir çözümü olurdu. Vedat’ın bu gece nerede kalacağı sorunu, belki de kendiliğinden çözülecekti. Akşam olmuş, hava da kararmıştı. El etek çekilip, ortalık ıssızlaştı. Bir dükkânın kapısının yanında valiziyle bir çocuk bekliyordu. Ama bu saatte ne bekliyordu, neden bekliyordu? Bunu nerden bilsin polis amcalar. Seksen ihtilali yeni yapılmıştı, elbette ortalık da karışıktı.

Gecenin karanlığında on dört yaşında umutsuz bir çocuk bekliyor. Bize göre çocuk, ancak polise göre gençtir. Evsiz çocuk kalacak yer, polis de misafir edecekleri suçlu arıyor. Ne güzel bir buluşma oldu. Polisler karakola elleri boş gitmesin diye Vedat’ı da götürür. Gencin diyeceklerini dinlemeye gerek yoktur. Komiser zaten olayı çözecektir, komiserin vazifesi de budur. Vedat’ı sandalyeye oturtan komiser, karşısında kendi oturur. Komiserle Vedat’ın arasında yuvarlak masa vardır. Ancak üstten sarkan lamba yoktur. Vedat etrafa boş gözlerle bakar, geceleyeceği otel odasını tanımaya çalışırken, komiserin hoş geldin tokadıyla kendine geldi.

İki taraf karşı karşıya oturuyor, sinirleri gergindir. Vedat neden buraya geldiğini çözmeye çalışıyor. Buna karşılık komiser de bu yaştaki bir çocuğun vatana ne yapabileceğini düşünüyor. Komiserin aklında günümüz argo tabiriyle “Deli sorular” var. Kimsin, bu yaşta, bu saatte burada, ne arıyorsun, amacın ne gibi deli sorular. Arada poşetlik sözlerle uzun süre muhabbet edilir.

Sonunda sıra sözün bittiği yere gelir. Sorgu odasının kapısı kapalıdır, ancak odanın dışına bazı sesler gelir. Kimse ne sesi olduğunu anlayamaz. Biraz sonra komiser yorgun şekilde, Vedat kızarmış suratıyla odadan çıkar. Zor olmuştu ama komiser anlamıştı, çocuk Antep’ten kaçıp İstanbul’a gelmiştir, hem de böylesi karışık bir ortamda. Komiserin vazifesi bitmiş artık misafire ikram zamanı gelmiştir. Önce karnını doyururlar, sonra yatacağı bir yer de verirler. Vedat sabaha kadar komiserin misafirleri olmuştur. Vedat, dün gece eniştesini bulamayınca, soğuk ve karanlık gecede yarına kadar ne yapacağını boşuna düşünmüş. Sabahleyin komiser Vedat’a otobüs parasını da verir. “Hemen evine dönüyorsun, bir daha yakalarsam içeri tıkarım, çıkamazsın.”

Vedat yürümeye devam ediyor. Yeni Cami restorasyaon nedeniyle duvarları kapalı. Kırmızı beyaz çizgili el arabasında kestaneci kestane satıyor.
Umutsuzluktan umuda yürüyüz

Sayfalar: 1 2

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.