Bir Hayat Nasıl Mahvolur Yeniden Nasıl Kurulur

Bir hayat nasıl mahvolur. Mahvolmayı insanın hayatı için yorumlarsak, yıkılma şeklinde tanımlarız. Zaman zaman karşımıza işle ilgili fırsatlar çıkar. Bazen fırsat gibi gördüğümüz imkan, bizim için yıkım fermanı olur. İş hayatımızda prensipli olduğumuzda, istikrarlı karar veririz. Verdiğimiz kararlarda, istisnalar dışında isabetlidir. İş hayatında prensip bellidir, sermayen kadar borçlan. Ticaretin bu kuralına riayet eden bir tacirin iflası çok mümkün değildir.

Bunun yanında, insanların çok azı fevri davranışıyla maddi kazanç elde edebilir. Başka bir tabirle köşeyi dönebilir. Ancak düşünmeden, acele karar verenlerin çoğu düz yolda, yolunu şaşırır. Kelimeyi süslersek, bazı kimseler cesur veya fütursuz davranışıyla, istisnai olarak maddi kazanç elde edebilir. Ancak istisnalara güvenip, bel bağlamamız doğru davranış olmaz.

Bir Ömrü Heder Eden Karar, Sonu Başlatıyor

Bir kimsenin hayatının nasıl mahvolduğunu anlayabilmemiz için illa ki başımıza gelmesine gerek yoktur. Oysaki insan bakmasını bildiğinde yaşanmış birçok hayatı görebilir. Kendinin deneyimleyerek o elim yıkımı yaşamasına gerek yoktur.. Olayımızı anlayabilmemiz için dört kahramanımızı tanımamız lazım. Genele şamil olduğu için isim kullanmak yerine tasvirle yetinelim.

Kahramanlarımızı şu şekilde isimlendirebiliriz.

  • Mağdur
  • Kurnaz
  • Gamsız
  • Tüccar

Birinci kahramanımız ağırbaşlı, ancak olayları fazla sorgulamayan, insana güveni ön planda tutan bir kimsedir. Ne yazık ki babasını genç yaşında kaybeder. Babası vefat ettiği için başı sıkıştığında veya tavsiyeye ihtiyaç duyduğunda, sığınacağı bir limanı yoktur. Bu kimse için Mağdur ismini kullanacağız.

Diğer kahramanımızı ise kazanacağı bir birimlik menfaati için, karşı tarafın yüz birim zarar etmesini tebessümle karşılayacak vasıftadır. Babası hayatta olduğu için her sıkıştığında, acıklı miyavlamasıyla destek alabilir. Tilkinin özdeşleşen vasfından dolayı bu şahsa Kurnaz diyeceğiz.

Üçüncü kahramanız ise hitabetinin güzel olması ama bunun yanında, gereğinden fazla vurdumduymazlığından dolayı Gamsız diyeceğiz.

Son olarak da oyuna sonradan dâhil olana ise bilgi ve becerisinden dolayı Tüccar ismiyle hitap edeceğiz.

Bize Yaşamayı Hayat Öğretiyor, Ders Almasını Bilirsek

Ticarette kapital önemlidir ancak her zaman ön planda tutmak doğru olmaz. Kişinin sermayesi bazen tahsili ve bilgisi de olabiliyor. Hatta dürüst ve çalışkanlığı da bir sermayedir. Mağdur, yüksekokulu bitirir ve muhasebe bürosunda çalışmaya başlar. Kısa sürede içinde muhasebe bürosunda şef olur.

Muhasebe Bürosu Görünüşü

Kurnaz, keyfine düşkün olduğundan yoğun şekilde çalışmaktan memnun değildir. Rahat ve kazançlı bir işe sahip olmak en büyük hayalidir. Gazete ilanıyla o dönemde yeni yeni kapılarını dış dünyaya açan Kazakistan’da Türk firmasında iş bulur. Onun mesleği de muhasebedir ve bulduğu iş muhasebe işidir. Kısa sürede Almatı’da ki Türk firmasına gider ve işe başlar. Firma yeni şubeler açmasına istinaden yeni elemanlar arar. Aranan elemanlar arasında muhasebe elemanı da vardır.

Kurnaz‘ın gözü kapalı güvenebileceğimiz bir kişiliği yoktur. Her zaman şahsi menfaatini ön planda tutar. Aynı zamanda ne fedakârlık, ne de karşılıksız iyilik mevhumuna sahiptir. Egoist ve benmerkezci bir mizacı vardır.

Yeni Bir Hayatı Nasıl Kurabiliriz, Ölçümüz Ne Olmalıdır?

Mağdur işinden memnundur, ayrıca evli ve bir de çocuğunun olması daha tedbirli davranmasını gerektirirken Kurnaz‘ın yurt dışı iş teklifi cazip gelir. Oysaki iş düzenini yeni kurmuş bir kimsenin sebepsiz yere işini değiştirmesi çok yanlıştır. Ancak bunun yanında Kurnaz‘ın iş durumunu bildiği arkadaşına, sonu belli olmayan iş teklifi etmesi de o kadar yanlıştır. Yabancı ülkede kendi yalnızlığını gidermek için arkadaşını kurban seçmek hiç de etik değildir.

Mağdur, arkadaşı Kurnaz’ın güven veren sözlerine, yurt dışı hevesi de eklenince teklifi cazip gelir. Hayatının en büyük hatasını yapacağının farkında olmadan dipsiz kuyuya inmeye karar verir.

Muhasebe bürosunda çalışan Mağdur henüz yirmi yedi yaşındadır. Kendi evinde oturur ve maddi sıkıntısı yoktur. Çalıştığı yerde yeni eleman olmasına rağmen büroda çalışanlardan çok daha fazla maaş almaktadır.

İşverenleri yaşça kendisinden fazla büyük değildir, usulünce konuyu açar ve yurt dışına gitmekte kararlı olduğunu beyan eder. Ailesi ve işverenleri tasvip etmez ancak Kurnaz arkadaşının zehirli sözleri aklını çelmiştir. Maalesef hatalı verdiği karar ile Kazakistan’a gitmeye kararlıdır.

Bir Kimse Niyetiyle Yola Çıkar, Kısmetiyle Buluşur

Firmanın Türkiye temsilcisi uçak biletini ve yolculuk programını ayarlar. Kazakistan’da beraber çalışacağı müdürü de aynı uçaktadır. Müdürü de gençtir ve ilk defa yurt dışına çıkacaktır.

Tanışma faslından sonra konuşma esnasında Mağdur ilk şokunu yaşar. Kendisine söylenen Kazakistan’da yeni faaliyete geçen, oranın tabiriyle magazinlere dağıtım yapacak yeni birimin muhasebe sorumluluğudur. Oysaki yanındaki müdür beraber çalışacaklarını ve Kırgızistan şubesinde olacaklarını söyler. Tereddüt ve pişmanlık yolda başlar, ancak çocuk gibi mızmızlanmayı kendine yakıştıramaz.

Almatı havaalanına karşılamaya gelenler arasında onu oraya sürükleyen arkadaşı Kurnaz’da vardır. Güven vermeyen bakışını ve bıyık altından tebessümünü tanıdığı için Mağdur, Kırgızistan konusunu sormaya dahi gerek duymaz. Zira işin başında Mağdur‘a yalan söylenmiştir, Mağdur oyuna getirilmiştir. Elbette bunu bildiği halde sessiz kalan sözde arkadaşı ilk golünü atar.

Yeni Başlangıç Yeni Umutlarla Başlar, Gönül Buruk Olsa Da

Firmanın genel koordinatörü, müdür ve elemanlarla toplantı yapar. Koordinatör Kırgızistan’daki ofisten bahseder. Ayrıca çalışma şeklinin nasıl olacağı hakkında detaylı bilgi verir. Son olarak, beraber çalışacakları Türkiye’den gelen depo elemanı ve oranın halkından tercümanı tanıtır

Mağdur firmada iki buçuk sene muhasebe elemanı olarak çalışır. Ancak yönetim kurulunun değişmesiyle kültürümüze yerleşmiş, çeşmenin başına yandaşını getirme sinyalleri alır. Bulunduğu beldede sıkılmaya da başladığından istifasını bildirir. Yeni elemanın temini için yönetim bir süre daha kalmasını ister. Bekleme süresi dolunca Türkiye’ye dönüş hazırlıklarına başlayacaktır.

Kurnaz boş durmamış, Türkiye’den yakın bir kişinin daha gelmesine aracılık etmiştir. Getirdiği kişi tahmin ettiğiniz gibi Gamsız’dır.

Mağdur dönüş hazırlıklarını tamamlamak üzeredir. Türkiye’ye dönüş yapan dost olduğu Türk aileyle, ailesini ve eşyalarını gönderir. Zira firma kendisinden bir süre daha kalmasını ister. Bu nedenden dolayı Mağdur ailesinin bekleme sürecinde sıkıntı çekmesini doğru bulmamıştır.

Yeni Başlangıcın Yeni Bir Gelecek Vadediyor Mu?

Dönüş hazırlığındayken Kurnaz’ın yeni bir iş fikri olur. Her ne kadar iş teklifi sıcak gelmese de ortak arkadaş Gamsız’ın aşırı ısrarı dönüşün biraz daha ertelenmesine neden olur.

Zira Gamsız ve ailesi Kazakistan’ı çok sever. İşte kalmak için ısrarına ve çabasına rağmen gene de firma işine son verir. Burada kalmak için her türlü girişime hazırdır. Gamsız’ın ısrarı ve çaresizliğine dayanamayan Mağdur hatır için çiğ tavuk yer. Mağdur, istekli olmadığı için plan sürecine karışmaz, sadece hatır için kabul eder. Kurnaz’ın iş planı şöyledir;

  • Baraholkada (Toptan satış yeri) konteyner (dükkân) kiralanıyor
  • Firmadan ayrılan iki arkadaş dükkânda satış yapacaktır
  • Bunun yanında Kurnaz ise çalıştığı firmadan aldığı maaşın yarısını dükkâna verecektir.

Üç ortak anlaşır, konteyneri kiralar aynı zamanda mal almaya da başlar. Bununla beraber ortaklar bin beş yüzer doları sermaye olarak yeni kurdukları firmaya verir. Aradan bir ay geçer ancak maaşının yarısını verecek Kurnaz “Tamam vereceğim!” diyerek oyalar ve vermesi gereken parayı vermez. İkinci ve üçüncü aylarda bu şekilde geçer. Kurnaz tahmininde yanılır, kâr olacağı düşüncesiyle kurduğu ortaklıktan umduğunu bulamaz. Elbette sinekten yağ çıkaran birinin eline cebine atıp maaşının yarısını başkalarına vermesi beklenemez. Kurnaz’ın bu hain davranışı karşısında Mağdur başka bir Türk firmasından iş teklifi olsa da itibar etmez. Düzeni ve morali bozulan Mağdur, valizini hazırlar, hatır gönül işini artık düşünmez. Giden sermayenin, boşa geçen yılların arkasından buğulu gözle bakar. Aynı zamanda dudağında tecrübe tebessümüyle yurda geri döner. Tereddütsüz Türkiye’ye dönüş cesaretini veren ikinci nokta ise; eski patronunun birkaç defa telefon ederek, “Macerayı yaşadın, hadi, gel artık!” demesidir.

Doğru Karar Vermek Yetmez, Sebat Etmek De Önemlidir

Mağdur, ayağının tozuyla eski işyerine iş görüşmesine gider. İşverenler hiçbir şey olmamış gibi muhasebe şefi olarak işe alır.

Yurt dışına gittiğinde yerine şef olan arkadaşı ise gocunmadan emanet aldığı şeflik vazifesini yüksünmeden geri verir. Mağdur eski işyerinde yeni bir başlangıç yapar. Ayrıca mali müşavirlik stajı sınavına girer ve ilk girişte sınavı kazanır. Mali müşavirlik sınavına girmek için ders çalışmaya başlar.
Gelgelelim aradan üç sene geçer. İşveren, maaşın yanında yıllık kazancın %5’i oranında prim, bunun yanında bir de araç alacakları sözünü verir. Gel gör ki Mağdur hâlâ hayatına nasıl yön vereceği konusunda kararsızdır. Bağımsız çalışma arzusunu bir türlü içinden atamaz.

Yeni Ümit Yeni Hüsran Olabiliyor, İyi Düşünmek Gerekir

Kazakistan’da çalışan Kurnaz ve Gamsız da Türkiye’ye dönüş yapar. İki arkadaş, ortak olarak o zamanlar yeni yaygınlaşan internet kafe açar. İşleri iyidir ve daha büyük dükkâna geçmek için muhasebeci Mağdur’u da ortak olarak yanlarında görmek ister. Zira çalışkan birinin yanında ilave sermayeye ihtiyaçları vardır.

Cin fikri veren Kurnaz, Gamsız arkadaşını da araya katar, Mağdur‘u ikna eder. Gel gör ki Mağdur kendini bu sefer akıllı zanneder. Zira işyerinden hemen ayrılmayacaktır, öncelikle sadece 4.500$ sermaye verir. Mağduru‘un firmaya verdiği ilave sermaye ile işyeri yeni büyük dükkâna taşınır. Yaklaşık iki sene sermaye verdiği halde firmadan tek kuruş kâr payı almaz ve istemez.

Elbette sonradan öğrendiğine göre, maksatları işin güzel şekilde yürüdüğü ve büyütmek için taşınmadıklarıdır. Bulundukları yerin sinemaya çevrileceği için oradan çıkmaları gerektiğidir. O çevrede uygun dükkan bulamadıkları için mecburen büyük yere taşınmaları gerektiğidir. Zira birikimine dokunmadan yeni kaynak arayan Kurnaz, yeni bir av peşindedir.

Tost Yerken Dikkat Etmek Lazım, En Azından Bol Kaşarlı Olsun

İşyerinin büyütülmesinden iki sene sonra Kurnaz ve Gamsız’in arası iyice bozuluyor. Kurnaz, masraf daha açık ifade ile para konusunda ne kadar titizse, Gamsız, para konusunda rahattır ve cömerttir. Gamsız’in oğlunun işyerinde iki yarım tost yemesi ortaklığı bozulma noktasına getirir. İki ortağın arası artık açıktır. İşyerinde iş düzeni kalmaz. İki ortak aralarındaki sürtüşmeyi hakem olarak çözmemizi ister. Ancak hakem olarak biz, Kurnaz’ın “Ya çocuğa bak, tam iki tane tost yiyor, bir de kola içiyor, bunu nasıl kabul edebilirim.” sözüne cevap veremiyoruz. Bir çocuğun iki tost yemesi, artık memleket meselesi olur. Maalesef yenen iki tost ve bir kola Mağdur’un da hayatını alt üst eder.

Gamsız konuşkan, sevimli öz güveni yüksek biridir. İş verip çalıştırman biraz zordur. İnce işlere karşı merakı aynı zamanda becerisi de yoktur. Beş sene internet kafe işleten birinin bilgisayara format atamaması bunun ispatıdır. Ancak öz güven ve konuşma becerisi politikacılara taş çıkarır. Şöyle ki; katalog ve kısa bilgi verirsen, Putin’e kataloğu gösterip bildiklerini tereddütsüz anlatır. Öz saygısının yüksekliği yanında, ayrıca usta bir şofördür.

Gamsız, Bahtsız Bedevi Gibi Bazen Çaresiz Kalır

Ayrıca biraz bahtsızlıkta vardır. AÖF’sinin son sınavına girer, ancak askere son çağrıda gelir. Sınavı geçse de geçmese de askere gidecektir. Ya yedek subay veya kısa dönem, ya da uzun dönem er olacaktır. Sınav sonuç kâğıdı gelir ve bir dersten kalır, mezun olamaz. Uzun dönem er olarak askere gider.

Düztaban olduğu için askere almak istemezler ancak evli olduğu halde, “Askerlik yapmayana kız vermezler.” Diyerek çürük raporunu kabul etmez, zorla askere gider. Artık Kıbrıs’ da uzun dönem er gardiyandır. Ne hazin ki aradan üç dört ay geçer AÖF’den yeni bir sınav sonuç belgesi gelir. İptal edilen sorudan dolayı geçer not alır ve mezun olur. Ne var ki, askerlik başladıktan sonra müdahale yapılamaz.

Israrcı Olmak Nedir, Her Israra İtibar Etmelimiyiz

Gamsız’ın ısrarlı şekilde yalvarması, iki ortağın arasının açık olması, Mağdur’un insanı duygularını harekete geçirir. Empati yapmak yerine maalesef sempati yapar hayatının ikinci hatasını da yapar.

Mağdur, mahcup bir şekilde işverenle görüşür ve işyerinden ayrılacağını bildirir. İşverenin “Burada kapı sana her zaman açık, istediğin zaman geri dönebilirsin.” Sözleri mahcubiyetini bir kat daha arttırır. Az çok nasihat verilmesine rağmen zihninde kurduğu özgürlük hayali, hatasını körükler.

Peki, ne oldu dersiniz? İşyerinden ayrılıp, ortak olduğu internet kafede işe başlar. El becerisi ve çalışkanlığı vardır, bu nedenle teknik serviste çalışan elemana gerek kalmaz. Artık kolunu sıvamış ve seviyeli bir iş adamı olacaktır

Gel gör ki olaylara günümüz moda tabirle, insancıl yaklaşır ama muhatap oldukları ne kadar insandır. Arkadaşı Gamsız, kendini iyice salmıştır. Babasının, yakını tarafından evinin önünde öldürülmesi psikolojisini bozar. İnternet kafeye çoğunlukla gelmez. Suçlunun ağır ceza alması için avukatla sürekli temas halindedir. Zamanın çoğunu avukata evrak hazırlamaya harcar. Evinin girişinde başından üç kurşunla babasını öldüren katilin beş yılda çıkacak olmasını sindiremez. Ceza davasında istediği gibi sonuç alamayan Gamsız, artık tazminat davası için avukatla mesai arkadaşı olur. İşyerine geldiğinde ise boş masaya oturup, internetten haber okur.

Oysa Kurnaz, pek hümanist değildir ve ince hesap peşindedir. Ortağın işe gelmeyerek, işi aksatmasını kabullenemez. Kendisinin çalışıp, başkasının nemalanması mizacına terstir. Velev ki o kişi ağır sarsıntı atlatsa dahi. Mağdur’un da işe başlamasını fırsat bilen Kurnaz, kendi kendine izin verir ve uzun süreliğine köye kafa dinlemeye gider.

Para Her Şey Değildir Ama İnsana Huzur Da Verir

Muhasebe bürosundaki şefliği bırakıp, iş adamı olma hayali kuran Mağdur ise, iki katlı internet kafede akşama kadar kasada çalışır, müşterilere bakar. Sabah erkenden işyerine gelir temizliği yapar, akşamda on ikiden sonra işyerini kapatıp evine gider. Elbette bozulan bilgisayarları ve gerekli malzeme teminini de araya sığdırır.

Aradan biraz zaman geçer, taşlar yerine oturur düşüncesiyle sukut eder. Gençliğin verdiği enerjiyle insanın çalışıp kazanması gerekir. Oysa Kurnaz’ın konuştuğu “Çalışma gününü eşit olarak üçe bölelim, her kes saatinde işe gelsin.” Çünkü Kurnaz için, ikinci el araç satışı, borsa da oynamak ve dünyadaki maç sonuçlarını takip etmek emek ister, zaman ister. Birlikte çalışıp üretmek varken teklif edilen çalışma şekli anlamsızdır.

Kendi işinde daha rahat mali müşavirlik sınavına hazırlanmak ümidiyle işe başlayan Mağdur, bir kez daha hayal kırıklığına uğrar. Aradan altı ay geçer, aynı tas aynı hamam devam eder. Bir sabah işyerine gelir, kapıyı açıp içeri girdiğinde manzara karşısında donup kalır. Bilgisayar masaları, emanete sahip çıkamamıştır. İnternet kafenin arka taraftaki camın bir kısmı yerinde yoktur. Sabaha kadar yağan yağmurla beraber, hırsızlar boş durmamıştır. Bilgisayar kasalarının tamamı çalınıp, ancak kaba olduğu için birkaç monitör bırakılmıştır.

Şokun etkisi bir hafta kadar sürer. Ortaklığında bir esprisi kalmamıştır. Ancak sigortadan zararın 1/3’ ü alınabilecektir. Oysaki Kurnaz ortakta para vardır. Borsadaki parasını, yeni bilgisayar almak için borç olarak firmaya vermez. Gamsız, akrabalarından borç alabileceğini söyler. Tatlı dili ve sempatik mizacıyla akrabasından 13.500 USD borç alır. Bu sayede yeniden internet kafe faaliyetine başlar.

İş Ortaklığı Yürümüyorsa, Çözüm Nasıl Bulunur

İşyerinin gidişatı anlamını yitirmiştir. Bunun yanında işin geleceğinden de şüphe eder. Mağdur, işin kesintiye uğraması ve bunun yanında yeni yapılanma aşamasında ortaklıktan ayrılmayı ister. Koyduğu sermayenin üzerine su içmeye razıdır. Yani, ceketini alıp çıkıp gitmeyi teklif eder. Mağdur’un yaptığı teklif Kurnaz’ın hoşuna gitse de borcu temin eden Gamsız kalmasını diğer ortağın gitmesini ister. Kurnaz‘ın kurduğu işyerinden gitmesinin istenmesi ağrına gider.

Kurnaz, sinekten yağ çıkaracak kadar maharetlidir. Sigortadan gelen paranın tamamının kendisine verilmesini ister. Bu teklifi, gitmesini isteyen ortak ahmakça kabul eder. Elbette, ilk attığı yemin yendiğini gören Kurnaz, isteğinin devamını da getirir. Açık vadeli 2.500$’lık senet de verilmesini, firmanın durumunu bildiği için 6 aylık vade vermeyi teklif eder. Ağzı açık iki ahmak, yeter ki gitsin düşüncesiyle bu teklifi de kabul eder. Oysaki sigorta 5.000 USD tazminat hesaplamıştır. Bir sent sermayesi kalmayan firmanın 7.500 USD vermesi üzücüdür.

Kurnaz‘ın olayı yorumlaması, işyerinin itibarı ve belli müşterisi vardır. Oysa kendinin, ortaklıktan ayrıldığında işsiz kalacağıdır. Demek insanın bazen basireti bağlanıyor, kahkaha ile gülünmesi gereken teklife karşı, donup kalıyor. Ancak Kurnaz’ın birkaç gün sonra ilave bir talebi daha oldu ki, iki ortak sustu ama kargalar güldü. Yeni bir iş kurana kadar, Kurnaz‘ı işyerinde sigortalı gösterip, priminin ödenmesidir. Pişkinliğin bu kadarına pes demek yeterlidir.

Öfke geçtikçe iki ortak yaptıklarının ne kadar ahmakça olduğunun farkına varır. Ancak atı ve eşeği alan bırakın Üsküdar’ı Amasya’yı bile geçmiştir. İki ortak, en azından verilen 2.500$ senedin iptalini Kurnaz‘dan ister, elbette talep kabul görmez.

Öküz Öldüğünde Ortaklık Bozuluyor, Kimi Kârlı Çıkar, Kimi Çamura Batar

Babası öldürülen ortak kendini ne kadar zorlasa da işe adapte olamaz. Kafasını toplayıp çalışamaz. Ancak iki katlı internet kafenin temizlik, tamirat ve müşteri ilişkilerinin bir ortak tarafından yürütülmesi gün geçtikçe zorlaşır. Mağdur, sabah altıda işyerine gelir, gece ikide evine gider. Bu duruma ancak bir sene daha dayanır.

Almanya’dan dönüş yapan Türk ailenin tek oğlu vardır. O da internet kafenin devamlı müşterisidir. Akrabaları hâlâ Almanya’dadır. Babası ise hovarda oğluyla başa çıkmak için meşgale arar. İki ortaktan internet kafeyi ona devretmesini ister. İki ortak teklifi düşünür ve fiyat verir.

Dükkanının ederi talep edilen tutar kadar değil, daha düşüktür. Ancak borçların kapatılması için iki ortağın talep edilen tutara ihtiyaçları vardır. Borçlar kapanmadıktan sonra işyerini devretmenin de manası yoktur. Aksi durumda işyerini devretmeyeceklerini izah ederler. Kafeyi devralmak isteyen Almancı dürüstçe sunulan teklifi kabul eder ve internet kafeyi devralır.
Sonuç olarak Kurnaz, internet kafedeki hakkını devrettiği için yedi bin beş yüz USD almıştır. Diğer iki ortak ise işyerini devrettiklerinde elinde kalan sadece 1.000$’dır.

Ortaklar Sorumluluğuna Uymayınca Ortaklık Dağılır

Artık, eski üç ortakta kendi başına kalmıştır. Kurnaz ortaklıktan ayrıldığında firmadan aldığı parayı sermaye yapar, bilgisayar teknik servis ve satış yeri açar. Bineceği yeni bir binek de bulmuştur. Elini işe sürmeden, gemisini yürütür. Oysa diğer iki ortak beş parasız kalır

Eski işyerinin kapısı her zaman kendisine açıktır. Eski işine dönmeyi gururuna yediremeyen Mağdur ne yapar. Olmayan parasıyla kör bir noktada bilgisayar dükkânı açar. Küçük bir miktar sermaye ile kolları sıvar. Ancak işyerinin konumu hiç de uygun yerde değildir, fakat güzel bir yerde dükkan açacak sermayesi de yoktur. Güç bela, bir nebze de olsun işini düzene koyar. Ancak Kurnaz‘ın dükkânın konumu güzeldir ve hareketli bir yerdedir. Rusya’nın sıcak denizlere açılma hayali gibi Mağdur da orada dükkân açmak ister. Ne var ki boş dükkânı bulması imkânsızdır. Düğün kasetini, o zamanlar moda olan CD, DVD yapacak sistemi kurar. Bunun yanında güzel bir oyun arşivi ile oyun yaparak oyunda satar. Bilgisayar malzemesi de yavaş yavaş birikir hatta dükkanın bir köşesinde playstation oyun makinesi ile oyun da oynatır.

Kurnaz’ın işlerini yürüten elemanı işten ayrılacaktır. Tembellikte lisansını tamamlayan Kurnaz, kurnazlık yüksek lisansı yapacağı için yeni bir binek arar. En nihayetinde daha önce iki defa nemalandığı eski ortağına, ortaklık teklif eder. Böyle bir insanın güzel bir konumdaki dükkânına ortak istemesi önce garip gelir. Ancak sıcak denizlere inmek isteyen eski ortak Mağdur ise bu teklifi maziyi düşünmeden kabul eder. Çünkü dervişlik için bir süre daha çile çekmesi gerekir.

Ortaklıkta Kişilik Hakkına Saygı Duyulmalı Ancak Tedbir De Alınmalıdır

Sonuçta ortak olunur, Mağdur’un dükkânındaki malzemeler, oyun ve kamera sistemi yeni yerinde faaliyete geçer. Başlangıçta hisse oranı , çalışma saatleri ve uyacakları prensipleri konuşmazlar. Sıcak denize indiğini sanan Mağdur ortaklığı fırsat gibi görür, Kurnaz ise yeni bineğini bulduğu için sesini çıkarmaz. Yediği kazıklarla tecrübe sahibi olmasına karşılık Mağdur gene düşünmeden hareket eder.

Ortak olduğu Kurnaz’ın dükkânındaki raflarda kutulu birçok bilgisayar malzemesi vardır. Fakir ama gururlu Mağdur bunu kendine yediremez, “Senin malzeme çokmuş, hak geçmesin ortaklık %40’a % 60olsun.” der. Kurnaz, gene turnayı gözünden vurur, hiç yutkunmadan, pişkinlikle “Tamam” der.

Aradan birkaç gün geçer. Raflar tozlanmıştır, biraz temizlik gerekir. Kurnaz’ın o taraklarda bezi yoktur, her zaman yanına binek bulduğu için giyiminden taviz vermez. Yeni ortak rafları temizlemeye başlar. Her el atışında sanki yüksekten düşüyor gibi içi bir tuhaf olur. Kibrit çöpünden yaptığı saray gene yıkılmıştır. Toynağına çivi batmış eşek gibi anırır ancak sadece kendisi duyar.
Temizlemek için el attığı bilgisayar parçalarının olduğunu zannettiği kutuların tamamı boştur. Zaten diğer raflarda değersiz göstermelik malzeme vardır. Vicdan yapıp kendi hissesini düşürdüğüne mi yansın, eski ortağının belki dürüst olmuştur zannıyla kendi kendini kandırmasına mı yansın.

Ortaklığın Devamı İçin Kâr Paylaşımı Önemlidir, Adil Olmalıdır

Ortaklıkta, hissenin nispetinde firma kâr yaptığında kârdan pay alırsın. Usul ve adap bu şekildedir. Oysaki kurnaz ortak, her olayda kendine pay çıkarmayı bildiği için, aylık firmadan çekilen, ev geçim parasını da firmadan kâr çeker gibi değerlendirir. İşin doğrusu, işyerinde ortaklar da bedenen çalışırsa, belli bir maaşın tayin edilmesidir. Sene sonunda da eğer firma kâr yaparsa hissen oranında kârını alırsın. Kurnaz’ın keseri nalıncı keseri olduğu için hep kendine yontar.

Maaş olayına sıcak bakmaz, her para çekişte vicdanı sızlamadan %20 fazla para alır. Mağdur ortaklığın bitmesine yakın bu sistemi değiştirmeyi başarsa da bir kıymeti yoktur. Zira aylık belirlenen maaşı çeken Kurnaz, maaşın peşinden ilaveten sene sonu kârdan düşmek iki maaş kadar para çeker. Oysa firmanın sermaye birikimi yapıp, yeni atılımlarda bulunması gerekiyor. Zira mantar biter gibi çoğalan AVM’ler bulunduğumuz sektörü olumsuz etkiliyordu.

Sabah 11.00’de kurnaz ortak çakı gibi işyerine gelir. Bilgisayarı açar ve akabinde araç satış sitesi, maç sonuçları sitesi, borsa sitesinin sayfalarını açar. Öğleden sonra üç gibi yemeğe gider. Akabinde beşe doğru tekrar dükkâna gelir. İşler yoğunlaşınca çırak alınır, zira Kurnaz‘ın bedenen çalışmak gibi bir lüksü yoktur. Talihsiz ortak çırağa işi öğretir ve beraberce işleri idare eder.

İşyeri aynı zamanda fatura tahsilat merkezidir. Elbette koltuğu kaptırmamak için yerinden kalkmayan Kurnaz, faturaları kendi kredi kartı ile öder. Bu yüzden kredi kartındaki para puanları sürek yükselir. Firmanın ticaretiyle biriken para puanları şahsi harcamalarında kullanır.

Yanlış Hesap Bağdat’tan Döner, İnce Hesap Mağdur’dan Döner

Bir gün müşterinin faturasını yatıracaktır. Kurnaz, şimdiye kadar yapmadığı bir davranış gösterir. Faturayı yatırmak için ortağı Mağdur’dan kredi kartını vermesini ister ve müşterinin faturasını öder. Mağdur buna şaşırır. Oysaki şimdiye kadar onca fatura yatırmış bir defa dahi ortağının kredi kartını istememiştir. Acaba normal insana mı dönüyor diye düşünür.

Biraz sonra başka müşteri faturasını yatırmak ister. Kurnaz, kredi kartını çıkarıp yatırmak ister, ancak yatıramaz. Bekleyen müşteri acele etmektedir. Mağdur‘un eli cebindedir, ortağının kredi kartını istemesini bekler. Oysa Kurnaz, telefonuyla evini arar. Eşinin kredi kartı bilgilerini isteyerek müşterinin faturasını yatırır. On dakika önceki davranışla, şimdiki davranış tezat oluşturur. Mağdur yatırılan faturaların makbuzunu, görünce meseleyi anlar. Aynı kredi kartı ile günlük beş fatura sınırı gelmiştir. Ortağından kredi kartını istediği fatura 10 TL gibi düşük bir tutardır. Oysa kendinin kartıyla yatıramadığı, evden telefonla kart bilgisini aldığı fatura 190 TL’dir. Düşük faturanın puanı düşük olacağı için kendi limitini doldurmayıp ortağının kartını ister. Yüksek tutarlı fatura geldiğinde ise fırsatı kaçırmaz, kendi kartını kullanır. İyi ki işe besmeleyle başlanıyor da şeytan uzaklaşıyor. Aksi halde şeytan bu manzarayı görse kahrından ölebilirdi.

Bunların yanında Kurnaz, her üç ayda bir işyerine haber vermeden 15-20 gün tatile çıkar. Ortağına bir şey demeden ortadan kaybolması gayet kaba ve çirkin bir davranıştır. Servisten gelen Mağdur’a esnaf komşusu latife yapar “Reis, seninki yarın köye gidiyormuş, bir ay yokmuş, dükkânı bırakıp, nasıl servise gideceksin.” dediğinde bardak taşar.

Kurnaz, koltuğuna oturmuş, malum sitelerle meşguldür. Mağdur, Kurnaz‘a yarın köye gidip gitmeyeceğini sorar. Kurnaz‘ın cevabı “Kimseye hesap vermek zorunda değilim.” olur. Artık ortaklığın ipinin kopma zamanı gelmiştir. Bahtsız bedevi, Mağdur, cüzi bir rakam isteyerek ortaklığı bitirmek ister. Ancak Kurnaz, sunulan teklifi kabul etmez. Bahtsız bedevi ceketini alır çıkar ve gider, arkasına bir daha bakmaz. Ancak en zoruna giden şey ise işyerine yeni alınan bilgisayar malzemelerinin, taksitlerini ödemektir. Zira alınan malzemeler Mağdur’un kredi kartıyla satın alınmıştır.

Kurnaz Esnaf Yeni Bir Av Yakalıyor, Afiyet Olsun

Mağdur‘un ceketini alıp gitmesi ile dükkânın tek sahibi kalan Kurnaz zaferini, işyerini çırağa bırakarak, tatile giderek kutlar.

Avcı Avını Yakalıyor

Ancak tatilden geldiğinde, bineği gittiği için yeni binek aramaktan geri durmaz. Önceden çıraklık yapan tıfıl delikanlı namı diğer kahramanımız Tüccar büyümüştür. Satış yapmak için aldığı aracıyla, toptancıdan satın aldığı bilgisayar sarf malzemelerini dükkânlara satmaktadır. İşini düzene koymuş, yaptığı iş gereği Kurnaz’a da mal satmaktadır. Elbette Kurnaz yeni binek için eski çırağını av olarak görür.

İkna kabiliyetini kullanır, hem yeni kurulacak dükkânın ortağı olacak, hem de zeki ve çalışkan birinden istifade edecektir. Ancak Tüccar, Kurnaz’ın karakterini ve son yaşadığı deneyimi bildiği için kendini sağlama almak için, her şeyi yazılı yapar. Zanneder ki insanı güvende tutan yazılı belgedir. Oysaki çamur ne kadar cıvıksa sıçraması o kadar kolaydır. Yaklaşık üç buçuk ay Tüccar ve Kurnaz ortaklık yapar. Üç buçuk ayın sonunda Tüccar tiner çekmiş bağımlı gibi kendinden geçer. Kendini psikologda bulur. Derdi büyüktür, Kurnaz gibi bir kimseyle ortak olmak gibi bir gaflette bulunmuştur.

Mağdur’un rekoru üç buçuk sene olmasına rağmen, Tüccar’ın dayanma gücü sadece üç buçuk aydır. Tüccar’ın elinde masraf yapılıp ölü doğan dükkân vardır. Kurnaz, ölü doğan çocuğu sahiplenmez, aynı zaman da ortak olarak kurdukları yeni dükkanı Tüccar’a da bırakmaz. Ancak Tüccar, vaat ve tavizle istemeden ölüye sahip çıkar. Çünkü eski düzenini bozarak saçının teline kadar her şeyini bu işe yatırmıştır. Ölüde olsa elindekini bir şekilde değerlendirecektir.

Tüccar girişkendir, hayat okulunu genç yaşta okuduğu ve başı sıkıldığında destek alacağı babası da vardır. Kısa zamanda tedavisini bitirir, eski güzel günlerine döner. Artık yeni fikirlerle para kazanmaya başlar. Hatta Kurnaz gibi birine vaat verip vaadini uzun bir süre erteleyerek, onu yalvartmayı da başarmıştır. Bunun verdiği lezzeti hiçbir yemek veya dünya zevki veremez. İnternet kafe soyulduğunda “Sizi bilmem ama benim için yanıyor, hayatım alt üst oldu.” Sözüne karşılık Mağdur ve Gamsız gidenin arkasından üzülmeyi bırakın sadece tebessüm eder.

Ticaret Nedir, Nasıl Yapılır

Bazı insanlar ticareti yanlış algılar ve uygular. Doğrudur, tüccar malı satarken değil alırken kazanır. Bir mal ne kadar uyguna veya değerine alınırsa, o malın ticareti o kadar bereketli olur.

Ancak mal alırken Kurnaz için kullanılan “Dikkat et, malı alırken o malı iki kere öldürür, ona göre fiyat var.” Tabiridir. Oysaki nasıl malı alan ticaret yapıyorsa, malı satan da ticaret yapıyordur. Nasıl senin kazanman gerekirse onunda kazanması gerekir. Ticarette bu iki mefhuma dikkat etmek gerekir.

Mağdur, Kurnaz’la ortak iken yanlarına aldıkları çırakta artık büyümüştür. İşi iyice öğrenmiş Kurnaz için yeni binek ihtiyacını gördüğü için yeni ortağa ihtiyaç duymaz. Çünkü senenin yarısını gezip tozmakla geçirebiliyor, istişareye kendi tabiriyle “Hesap soran” olmuyor. Ne hazin ki ağına takılanlar her zaman anlayışlı ve çalışkan kişilerdir.

Bu şekilde epey zaman geçer. Senenin yarısında da olsa işyerinde bulunmak Kurnaz için külfet olmaya başlar. Zira yaptığı işin kârlılığı yavaş yavaş azalır. Dükkânı devretmek ister ancak, sanıldığı gibi dükkânda para edecek mal yoktur. Ama onun gözünde dükkân darphane gibi para basan bir işyeridir. İstediği hava parasını duyan kimse tebessüm ederek, sadece susar.

Kurnaz Tüccar Son Gölünü Atar, Çırak Donakalır

Yanındaki çırak ise işine karşı sorumsuz Kurnaz’dan artık bıkar. Yıllarını verdiği işyerinden ayrılarak kıdem tazminatı almadan çıkmayı da kendine yediremez. O da yemi yutar ve dükkâna talip olur. Oysaki Kurnaz gibi birinden bir şey almak için bir kimsenin iki defa düşünmesi gerekir. Zihinde çeşitli alternatifler üretip, senaryo kurmalıdır. Tüccar gibi zeki ve tahsilli birinin başına gelenleri de bilen biridir.

Piyasaya söylediği fiyattan indirim yapmaz. Dükkânı devir için sokaktan geçen Ali beye ne fiyat dediyse, yılların çırağına da aynı fiyatı söyler. Çırak söylenen fiyatı kabul eder ve dükkânı satın alır. Elinde bir miktar nakit vardır, onu Kurnaz’a verir, kalanı için bankaya kredi için başvurur. Banka krediyi onaylar ve yaklaşık bir hafta içinde parayı alarak, Kurnaz’a verecektir. Elbette Kurnaz sağlamcı olduğu için velev ki bu on yıllık çırağı da olsa parasını almadan dükkânın anahtarı çırağına devretmez.

Yaklaşık bir haftalık sürede her akşam devrettiği dükkâna gelir, kasada biriken parayı sıkılmadan alır. Çırak patronunun paraya karşı hassasiyetini bildiği için, içi yansa da sesini çıkaramaz. Bu arada çırak devir alacağı dükkân için, Kurnaz’a vereceği kadar kredi çeker. İstişareye etmeye gerek duymaz, zira on yıldır devir aldığı dükkânda çalışır ve işyeri kapandığı için işverenden kıdem tazminatı alması gerekir. İnsanın yaptığı hatalardan biride budur. Hakkını alacağını zanneder ama hakkı verecek kişi karşı taraftır. Onun ne düşündüğünü sorma gereği duymaz.

Geçmişini Kurtarmak İsterken, Geleceğini Mahvetmek

Oysaki filmlerdeki acıklı sahne gene yaşanır. Çırak devir için istenen parayı Kurnaz’ın eline sayar, artık dükkânın yeni sahibi olur. Eski patronu da dükkânın devir parasının üçte birine tekabül eden kıdem tazminatını çırağa verecek ve o da bunu sermaye yaparak mal alacaktır. Çırak parayı alan patronun arkasını dönüp gitmeye yönelmesine anlam veremez, iş bitmiştir.

Neden kıdem tazminatını vermiyor düşüncesiyle konuyu açar. Kurnaz’ın böyle soruyu beklediği her halinden bellidir ancak cevabı da hazırdır. “Aslında dükkânın değeri şu fiyattır, ancak ben sana kıdem tazminatını düşerek söyledim. Devir fiyatının içinde kıdem tazminatı da vardır.” Çırağın gözleri epey bozuktur, 14 derece bozuk gözle çalışmak için bardak dibi gibi gözlük kullanır. Çırağın gözündeki yaş, taktığı gözlüğün kalın camını buğulandırır. Ama ağzını açıp tek kelime edemez. Zira dürüstlük inancını kaybetmiş, bildiği kelimeleri unutmuştur.

Hayatının dersini alan derviş gibi “Tamam” der. Oysa çırağın gözleri ve kalbi dünyaya bağıra bağıra nutuk atar. Onun sesini dağdaki kaya, ovadaki toprak dahi duyar. Ancak Kurnaz, alırken de, satarken de kazanmanın zevkiyle yeni tatil planı yapar. Artık hür biridir, nadiren de olsa dükkâna gelmek zorunda değildir.

Buna benzer birçok hayat hikâyesini okuyor veya dinliyoruz. Gel gör ki ibret alamıyoruz. Acaba ders almak için illaki kötü hadise yaşamak zorunda mıyız?
Ortaklık yapacak kimseye verebileceğimiz en iyi nasihat, kiminle yola çıktığına dikkat etmesidir. Hiçbir zaman düzelir, yola gelir düşüncesiyle kimseyi sırtımızda taşımamalıyız.

Zorda kalan akraba, arkadaş veya dostumuza yardım etmek farklı, sırtımızda taşımak farklıdır. Bu ayrımı iyi yapmalıyız. Zira değersiz insana değer vermenin topluma da zararı vardır. Bazen çözüm çok basittir. Ancak hep zoru düşündüğümüz için yanılmamız da fazla oluyor.

Mağdur, Kurnaz’la bütün ilişkilerini sonlandırır. Aynı mahallede olsa da onu gördüğünde yolunu değiştirir. Hiçbir şekilde iletişim kurmaz. Unutmayın çözüm bazen çok kolaydır, yeter ki kolayı düşünüp, sonuca odaklanalım. Düşmandan nasıl korunacağımıza kafa yoracağımıza, düşmanı hayatımızdan çıkaralım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.