Kudüs Hakkında Farklı Bilgi, Farklı Görüş

Kudüs hakkında az veya çok bilgimiz vardır. Kudüs Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerin kutsal saydığı mübarek bir yerdir. İsmi zikredildiğinde, sevgiyle beraber, içimizi tarifsiz bir hüzün kaplar. Gönül şehri Kudüs için, kimileri sesini yükseltir, kimileri de seccadede Kudüs için ağlar. Ancak o güzel beldeye gitmemek, görmemek, o kutsal yerde secdeye kapanıp namaz kılamamak, müminler için büyük bir eksikliktir. Hıristiyan ve Yahudiler Kudüs’ü ziyaretleri Müslümanlara göre sayı olarak daha fazladır. Oysa hepimiz için kutsal bir beldedir. Kudüs’ü ziyaret eden Müslümanların sayısı, Hıristiyan ve Yahudilerin ancak %20’i kadardır.

Kubbetü’s-Sahra Yapısı

Peygamber efendimizin mübarek Hadis-i Şerifi vardır, üç şehrin ziyaret edilmesini tavsiye buyuruyor. Peygamber efendimizin tavsiyesi bizim için emirdir. Bu mübarek yerleri şu şekilde sıralamıştır Resûl-i Ekrem Efendimiz.

  • Mekke-i Mükerreme
  • Medine-i Münevvere
  • Kudüs-ü Şerif

özellikle emrinin sonunda, Kudüs’ü ziyaret edemeyenlerin zeytinyağı göndermesini emir buyurmuştur. Ziyarete gidemeyen Müslümanlar Zeytinyağı gönderiyor. Bu yüzden büyük bir zeytinyağı deposu yapılıyor. Hediye gelen zeytinyağı burada depolanıyor. O dönemde aydınlatmada kandille sağlandığı için gelen zeytinyağı aydınlatmada kullanılıyor.

Zeytinyağı Haznesi

Kudüs Seyahati ve Hüzne Dalmak, Maneviyat Diyarı Güzel Belde

Yeşilköy havalimanında Kudüs ziyaretçileri toplandık. Her ne kadar umre ziyareti kadar olmasa da, gideceğimiz belde de mübarek beldeydi. Dualarla başladı yolculuğumuz. Daha öncede yurt dışına gitmiştim, ancak bu yolculuk farklıydı çünkü manevi bir yolculuktu. Öncelikle pasaporta yapışması gereken vizenin, kağıt olarak haricen verilmesi dikkatimi çekti. Sebebini öğrendiğimde tebessüm etmeden duramadım. Zira pasaportlarda İsrail’in vizesi olduğunda Arap ülkelerinden vize alınamıyor. Bu yüzden, İsrail devleti, ülkeye gelen turistlerin pasaportuna, giriş ve çıkışında kaşe vurmuyor. Arap ülkeleri yaptıkları uygulamayla, İsrail devletinin Filistin halkına yaptıkları baskıyı protesto ediyor.

Yeşilköy Havaalanında, İsrail’e gidecek yolcular için özel bir bölüm tahsis edilmiş. Ayrılan bölüm çok geniş değil ve kalabalıktır. Güvenlik nedeniyle, İsrail devletine gidecek turistlerin valiz ve çanta araması yapılıyor. Ancak bu arama gelişi güzel değil. Eşyaların tamamı çıkartılıp, elden geçiriliyor. Bunun yanında, havaalanına girişte ayakkabı çıkarıldığı halde burada da ayakkabılar çıkarttırılıyor. Hatta çoraplarında çıkarılması isteniyor. Valiz ve diğer arama işlemleri çok yavaş yapılıyor. Yaptıkları muamele, armadan ziyade, insanlarda bıkkınlık oluşturmaya yönelik.

Hengâmeyi atlatıp, kontrol noktasını geçen, derinden bir “Oh!” Çekiyor. Canınız sıkılmadan etrafı seyredebilirsiniz. Zira değişik manzaralar var. Etrafta, ancak filmlerde görülebilecek manzara var. Genç, ihtiyar şakaklarından sarkan lüle saçlı erkekler var. Hepsi fötr şapka ve yöresel smokine benzeyen siyah giysiler giyiyor. Ne ilginçtir ki erkeklerin tamamına yakını gür sakallı aynı zamanda bakımlılar. Ne de olsa kendi inanışlarına göre Hacca gidiyorlar. Ömrü hayatımda o şekilde bir manzara görmedim. Yolculardan bazıları camın dibinde Kudüs cihetine dönmüş, ayakta sallana, sallana bir şeyler okuyor. Kimileri ise öbek öbek grup oluşturmuş, hararetle hararetli konuşuyor.

Uçak Hareket Ediyor, Kutsal Beldeye Sevdamız Artıyor

Uçak havalandıktan bir süre sonra içecek ikramı başlıyor. İçecek ikramından sonra, yemek servisine başlanıyor. Elbette verilen her yemeği yemeyeceğiz. Özellikle et ve içinde et olan yemeği zaten yemiyoruz. Yanımızda getirdiğimiz yiyeceklerle iktifa ediyoruz. Zira etin yenmemesi için illâki hınzır eti olmasına gerek yok. İslami usule göre kesilmeyen etin de yenmesi şer’ an caiz değildir. Kesim şekli ve kimin kestiği belli olmayan hayvan Müslümanlar açısından dinen şüphelidir. Bu yüzden şüpheli gıdadan uzak durmak Müslümanın vazifesidir.

Bu minvalde bir araştırma yazısında okumuştum, hayvan kesiminde kullanılan bıçakta önemlidir. Zira helal olmayan bir hayvanın kesiminde kullanılan bıçakla, helal bir kesim yapmakta da tehlikelidir. Hayvan kesilirken kullanılan bıçağın moleküllerine bulaşan hayvanın DNA’sı, bıçağın yıkanması ile izole edilemiyor. Aynı bıçakla başka hayvan kesildiğinde, bıçaktaki DNA’da kesilen hayvana da sirayet ediyor. Her ne kadar bazı alimler bıçağın yıkanmasını yeterli görse de, bıçağın yıkanıp yıkanmadığını bilemeyeceğimiz için etten uzak duruyoruz.

İsrail devletinin siyasi ve maddi gücünün olduğunu hepimiz biliyoruz. Yüzlerce yıl devletten yoksun oldukları için, sürekli ticaretle uğraşmış ve zengin olmuşlardır. İsrail devleti, maddi ve siyasi gücünü kullanarak, uçaklarda dağıtılan yemeklerin, kendi inanışlarına göre helal, yani koşar sertifikalı olmasını sağlıyor. İsrailli vatandaşlar, etlerin Koşar sertifikalı olması için yaşadıkları ülkede belli günlerde mezbahana onlara tahsis ediliyor. İsrailli vatandaşlar da dinlerine göre hayvanlarını kesiyor.

El Ahram Şehri

Kısa süren yolculuktan sonra havaalanına varıyoruz. Havaalanının çok modern görüntüsü yok. Pasaport kontrol işlemleri nedensiz şekilde yavaş işliyor. Mümkün mertebe az ziyaretçi gelmesi için, Müslüman ziyaretçiler oyalanarak psikolojik baskı yapılıyor.

Yolculuktan sonra ihtiyaca binaen tuvalet ihtiyacı hasıl oluyor. Rehberimiz, elindeki pet şişeyi göstererek, onsuz gitmememiz gerektiğini ima ediyor. Tuvaletlerin tamamı klozet ve hiç birinde taharet için çeşme ve su yoktur. Sonuçta, Müslümanlarında yaşadığı bir ülke, ayrıca gelen Müslüman turistleri de düşünmeli, tuvaletlerde suyun olması doğru ve medeni bir davranış olur. Uçağa binmeden önce, Hacca giden Yahudi vatandaşların temizliği, düzeni dikkat çekmişti. Ancak burada, tuvalette su olmadan nasıl temizlik yaptıkları çelişkisi hasıl oldu. Filistinli yaşlı amcamız bizi karşıladı. İşlemlerimizi tamamlayarak otobüsle otelimizi hareket ediyoruz.

Kutsal Belde Kudüs’e Yakın Mesafede Konaklıyoruz

Yolculuk esnasında, havaalanında ufak bir kargaşaya şahit olduk. Rehberimiz, konuyu otobüs yolculuğunda kısaca izah etti. Müteahhitlerin Filistinli vatandaşı inşaat işinde çalıştırması yasak. Ancak inşaat ve şantiye işinde çalışacak çok fazla işçiye ihtiyaç vardır. İsrail dışından işçinin gelmesi de müteahhit için pahalıya mal oluyor. Bu yüzden, buraları kaçak işçilerin mekanı oluyor. Turizm firmasıyla turist olarak gelen kaçak işçi, usul bildiği için havaalanında giriş işlemini yaptırıp, ortadan kayboluyor. Daha önceden, çalışacağı işi ayarladığı için işvereni kaçak işçiyi oradan aldırıyor. Üstelik kalifiye olmayan bir işçi bile 15 ve 20 bin TL arası aylık alabiliyor. Ancak İsrail polisi, kafileden kaçan turistin olduğunu tespit ederse, ilgili turizm firmasına 50 bin USD ceza kesiyor.

Kubetü’s-Saharaya Gidiş

Kaldığımız otel Filistinli bir Müslümana ait. Ne yazık ki iki, sadece iki otel Müslümana ait, diğerleri İsrail vatandaşına aittir. İçki satılmayan ve kullanılmayan tek otel olduğu için burada konaklıyoruz. Aynı zamanda alaturka tuvalet olmasa da suyu bulunan tek otel de burasıdır. Otele vardığımızda sabah ezanı okunmak üzereydi. Hemen eşyalarımızı bırakıp 15 dakikalık uzaklıkta olan Kıble Mescidine aceleyle gitmek için otelden çıkıyoruz. Yolumuz tarihi surun içinden geçiyor. Surun içine girdiğimizde üzerimize hüzün de çöküyor. Sokaklar, eski Tahtakale ara sokakları gibidir. Arnavut kaldırımı taşlarını andıran yol hatıra yüklüdür. Sağ tarafta sur, sol tarafta eski evler, çok dar olmasa da iki tarafı kapalı rampadan aşağıya doğru iniyoruz. Evler ve yollar bakımsız, zira tamirine izin verilmiyor. Labirent gibi yollardan geçerek, karanlıkta zorlukla Mescid-i Aksa bölgesine giriş yapıyoruz. Her taraf buram buram tarih kokuyor. Aceleyle namazı için cemaate yetişip, sabah namazını kılıyoruz. Kısa bir ziyaretten sonra kahvaltı için tekrar otelimize dönüyoruz.

Kıyamet Kilisesi ve Yaşanan Hadiseler

Kıyamet Kilisesi Hatırası

Hz. Ömer efendimizin halifeliği döneminde Kudüs muhasara ediliyor ve alınıyor. Fakat bütün ısrarlara rağmen şehrin anahtarları Müslüman komutana teslim edilmiyor. Her ne kadar zorlanarak, anahtarların alınması mümkün ise de, İslami prensip gereği talepleri soruluyor. Anahtarlar papazdadır, halife hazretlerinin gelmesi şartını koşar, bu nedenle, konu halife Hz. Ömer efendimize iletiliyor.

Bir mihmandarı, daha doğrusu hizmetkarı ile binek hayvana sıra ile binerek Kudüs’e geliyorlar. Kudüs önlerine geldiklerinde hayvana binme sırası Hz. Ömer efendimizin hizmetkarına gelir, halife binekten iner. Hizmetkarının bütün ısrarına rağmen hayvandan iner. Deveye hizmetkarı biner, kendisi de devenin yularına tutarak Kudüs’e girerler. Papazla Hz. Ömer efendimiz arasında uzun bir hadiseden yaşanır. Sonrasında papaz şehrin anahtarını halife hazretlerine teslim eder. Namaz vakti geldiği için Hz. Ömer efendimiz namaza hazırlanır. Papaz Hz. Ömer efendimize kilisede namazını kılmasının uygun olacağını söylemesine rağmen kabul etmez. Zira Müslümanların sonradan Hz. Ömer efendimize hürmeten namaz kıldığı yerin mescide çevrilebileceğini beyan eder. Kilisenin yüz metre ilerisindeki boş alanda namazını kılar.

Dünyada ilk insan hakları evrensel beyannamesi Peygamber Efendimizin VEDA Hutbesidir. Sonraki ise Hz. Ömer Efendimizin Kudüs şehrinde verdiği şu emirdir. Fidye verdikleri sürece kilise ve gayri Müslimlerin can ve mal güvenlikleri teminat altındadır. Sonradan Hz. Ömer efendimizin kilisenin karşısında namaz kıldığı yere Hz. Ömer Camii yapılıyor. Ayrıca caminin duvarında Hz. Ömer efendimizin o zamanki sözleri duvarda ziyaretçisinin bekliyor.

Kıyamet Kilisesinin Hikayesini Yaşayarak Şahit Olduki

Kilisenin özelliği Hz. İsa (A.S.) çarmıha gerilip, vefatından sonra kiliseye getirilip, bir süre orada bekletilmesidir. Hz. İsa (A.S.) yatırıldığına inanılan yer bellidir. Kiliseye ziyarete gelen Hıristiyanlar, bedenin yatırıldığına inanılan yeri kutsal sayıyor. Elindeki bezi oralara sürerek, yüzlerine, bedenlerine sürtüyorlar. Bununla birlikte bazıları ise, bakımsızlıktan nâhoş durumda bulunan yerdeki taşları yalıyor, yüzlerini sürüp ağlıyor. Hıristiyan mezheplerinin anlaşamamasından dolayı kilise harap durumdadır, bakımsız ve çok kirlidir. Buna rağmen, kilisenin muhtelif yerlerinde ayin yapılıyor. Kasvetli bir ortam, bu yüzden fazla duramadan çıkıyoruz.

Kubbetü’s-Sahra Mescidinin Alt Kısmı

Kilisenin dışından bakıldığında camın dibinde tahtadan merdiven görülüyor. Oysaki merdivenin hikayesi 165 yıllıktır. Kudüs, şanlı ceddimiz Osmanlı devletinin yönetimindedir. Kilisenin bölümleri temizlik ve diğer ihtiyaçları için Ortodoks, Katolik vs. gibi mezheplere paylaştırılmış. Her mezhep kendi bölümünde temizlik yapabiliyor, başkasının bölümüne kesinlikle el süremiyor. Kilise bahçesinde, girişte üç dört basamaklı merdiven vardır. Zamanla merdivenin basamağı kullanılmaktan erimiş, neredeyse zeminle bir hizaya gelmiştir. Oysa ki merdiven temizliği ile merdivenin bitimindeki alanın temizliği farklı mezheptedir. Zamanla silinip, eriyen merdiven, zeminle düz hale gelince, iki mezhepte o alanın kendi bölgesinde olduğunu iddia eder. iki grup tartışmaya başlar, sonuçta tartışma kan gövdeyi götürecek kadar kavga büyür. Kavga eden iki grubunda bir birine tahammülü yoktur.

Hadise büyüyünce, olay Osmanlı padişahına iletilir. Padişahın fermanı Kudüs’e ulaşır, ferman açıktır, herkes elinde ne iş varsa yeni bir ferman gelene kadar elindeki işi bırakacaktır. Kilisenin anahtarı Kudüslü Müslümana emanet edilir. Böylelikle, padişah fermanı üzerine camda duran tahta merdivene orda kalır. Ancak o bölgenin temizliğini yapan, içeri almak istese de, diğer guruplar şiddetle karşı çıkar. Merdiven hâlâ orada, yeni bir fermanı bekliyor.

Mescid-i Aksa Nasıl Bir Yerdir, Özelliği Nedir

Miraç Hadisesinin Başladığı Yer

Kudüs, peygamberler şehridir. Bunun yanında, Müslümanların ilk kıblesi ve Hz. Peygamber efendimizin miraç mucizesini gösterdiği yerdir. Her ne kadar Kubbetü’s-Sahra, Mescid-i Aksa gibi algılansa da, o şekilde değildir. Mescid-i Aksa, 144 dönümlük alanın tamamının adıdır. Ayrıca peygamber efendimizin Miraca çıktığı yeri simgeleyen taş, havada durmuyor. Bilakis yerde sabittir. Peygamberimiz, Hz. Cibril (A.S.) ile Miraca çıkacağında ayak bastığı taşta, Peygamberimizle miraca çıkmak için yerinden kopar ve bir miktar havalanır. Zira izin yoktur. Emir gereği taş, eski yerine iner, Alemlerin efendisinin “Dur!” emirine uymuş ve duran taş unvanını kazanmıştır.


Üzerine bastıkları kaya yerinden kopup, Miraca çıkmak isteyince Cibril-i Emin, kanadı ile kayaya vurur. Bundan dolayı, kaya bir kısmı parçalanmış olarak yerine inmiştir. Bu kayanın ismi Muallak, yani asılı manasına geliyor. Havaya kalkıp, yeri indiği için bu ismi almasına karşılık, gelgelelim bazıları havada asılı olduğu gibi yanlış kanaate sahiptir.


Peygamber Efendimizin Namaz Kıldığı Yer

Duran taşın altında ufak mağara vardır. Buram buram maneviyat kokuyor. Ayrıca ilk mihrap burada yapılmıştır. Peygamber efendimiz bazı peygamberlere burada namaz kıldırmıştır. Ayın zamanda mağaranın tavanı fazla yüksek değildir. Peygamberimiz ayağa kalktığında mübarek başı tavana değmemesi için, mağaranın tavanı baş şeklinde içeri çekilmiştir. Huzurlu bir ortamda namazla, ibadetle zamanımızı geçiriyoruz. Ayrılmak zor da olsa, başkalarına yer açmak için mecburen oradan çıkıyoruz. Şanlı ceddimizin bir çoğu buralara eseri yaptırmış. Demek ki mukaddesata hürmeti eserleriyle göstererek, sevgilerini bu güne kadar yaşatmışlar.


Mescid-i Aksa Çevresinden Hatıralar

Mescid-i Aksa alanında Emevi, Memlüklü, Selçuklu ve Osmanlı devletinin eserleri iç içedir. Hepsini ortak özelliği mukaddesata saygı, Peygamber Efendimize hürmettir. Eser yapılırken Mescid-i Aksa camisinin ve Kubbetü’s-Sahra Mescidinin önünün kapanmaması, ana temadır. Eserlerin yapımında özellikle dikkat edilmiş, hürmetsizlik yapılmamıştır. Toprak seviyesinin altında yapılan eserler, günümüze kadar gelmiş ve hâlâ Müslümanlara hizmet ediyor.


Mermi İzleri

Güçlülerin, para ve siyasi gücü bulunanların ahkam kestiği zamandayız. Siz her ne kadar saygı ve hürmet gösterseniz de, karşı tarafın eline güç geçtiğinde aslına rücu ediyor. Bu kural çerçevesinde Mescid-i Aksa bölgesinde zaman zaman tatsız hadiseler yaşanıyor. Oldubittiyle hadiselerin üstü kapatılıyor. Tarihi kıymeti olan minberin yakılmasından tutunda, Kıble Mescidinin duvarının delik deşik edilmesine kadar bir çok çirkin hadise yaşanmıştır. Ancak dimdik ayakta duran Filistin halkı, her türlü sıkıntı ve ezaya göğüs gererek sabretmiştir, hâlâ da sabrediyor. İsrailli askerler Müslümanlar namaz kılarken baskın yapıyorlar. Kıble Mescidini İsrailli askerler otomatik silahlarla tarıyor bir çok Müslüman şehit oluyor ve mescidin duvarları mermilerle delik deşik oluyor. Hz. Ömer Efendimiz ileride kiliseye zarar gelmemesi için namaz dahi kılmamıştır. Buna karşılık İsrailli askerler Hz. Allah (C.C.) evinde namaz kılan savunmasız insanlara kurşun sıkıyor.


Tarih Üzerine Tarihin Yaşadığı Tek Bölgedir, Kudüs

Hz.İsa (A.S) Zamanın Taşı

Tarihin derinliklerinden gelen tarihi eseri, daha doğrusu kaldırım taşını görüyoruz. Yoldaki taşlardan ayrı bir görüntüsü var. Hz. İsa A.S efendimizin manevi havası çökmüş üzerine. Oysa ki bu kaldırım taşı iki bin yıllıktır. Buna benzer bir kaç hatıra taş daha vardır. Etrafı diğer taşlardan temizlenerek görünür şekle getirilmiş ziyaretçilerinin hüzünlü bakışı içinde bizlere tarih anlatıyor. Sonuç olarak buraları, tarih görmek isteyenler için adeta açık hava müzesidir.


Zeytin Dağına gidiyoruz. Aynı zamanda kitaplardan okuyup, kıssalarını dinlediğimiz Rabiatü’l Adeviyye hazretlerinin evine gidiyoruz. Maneviyat yüklü bir havası var, burada da içimize maneviyatı çekip, tarihi yaşıyoruz. Son olarak yakın cihetteki yerleri de ziyaret ederek, yolumuza devam ediyoruz.

Filistinli Toprağını Satmadı, Hesabı Var, Vebali Var

Kutsal mekanların ziyareti hüzünlü ve hızlı şekilde devam ediyor. Gördüğümüz güzelliklere alışmaya çalışıyoruz. Ne var ki rehberimiz herkesin otobüsün sol taraftaki cama bakmasını istiyor. Biraz sonra villa tipi bir evin önünden geçiyoruz. Bahçesinde göndere çekilmiş, üzerinde peygamber mührü bulunan İsrail bayrağı var.

Satılan Tek Filistinli Evi

Zeytin Dağı bölgesindeki yerleşim alanı, Filistin yönetimindedir. Rehberimizin ısrarla camdan bakmamızı istemesinin sebebi de bayrağı göstermek istemesidir. Bayrağın dalgalandığı ev önceden Filistinli Müslümana aitmiş. İsrailli vatandaşa satılmış. Ancak hikayesi dahi kan donduracak şekildedir. Bu bölgedeki tek İsrailli kişi, özellikle zafer abidesi gibi bayrağı dalgalandırıyor. Evin sahibi Filistinli Müslüman, El Ahram şehrine taşınacaktır. Emlakçılık yaptığı ortağına evini satması için emanet bırakır ve El Ahram şehrine yola çıkar. Bununla beraber evin İsrailliye satılması yasaktır. İsrailli ortağı, kendine bırakılan emanet evi zaman kaybetmeden İsrailli vatandaşa anında satar. Bu haber duyulur ve hızlı şekilde bütün Filistin’e yayılır. Evin sahibi daha El Ahram’ a varmadan, oranın ahalisi evin satılma hadisesini duymuştur ve şehrin girişinde toplanır. Bundan dolayı, evi İsrailli vatandaşa satılan Filistinli şehrin girişinde taşlanarak öldürülür. Zira bu evin satılma hadisesi usulsüz de olsa kara bir leke olmuştur. Bunun dışında hiç bir Filistinli evini satmamıştır. Alınan evler, ancak gaspla yada modern gaspla alınıyor.

Yönetim sözde İsrail hükümetinde değil de BM’ dedir. Ancak yönetim fiilen İsrail hükümetindedir, emlak vergileri çok yüksektir. Ne var ki borcunu ödeyemeyen Filistinlinin evine el konuyor. Hayat pahalı ve her işte çalışma izinleri yoktur. Ev ahalisinin, geçinebilmesi için ekseriyetle çalışması gerekiyor. Zaman zaman, evin yetişkin erkeklerini, daha açık ifade ile, eli iş tutan, yetişkin gençler ve aile reisleri sudan bahanelerle hapse atılıyor. Böylece psikolojik baskı ve yıldırma politikası uygulanmış oluyor. O yüzden bir Müslüman olarak oralara gidip, hem tarih yaşamalı, hem de Filistinli Müslümanlara maddi destek olmalıyız.

Din Evrenseldir, Ancak Yahudilik Bunun Dışında Kalmıştır

Dünya üzerindeki bütün dinler evrenseldir. Hangi milletten olursan ol, istediğin dini seçip, ona göre yaşayabilirsin. Ancak İsrail ırkı ile Yahudilik birbiri içine dahil olmuştur. Şöyle ki, her hangi ırktan biri, Yahudi dinini seçemiyor. Zira ancak İsrail ırkından gelen biri Yahudi dinini seçebiliyor. Bu iki terim o kadar özdeşleşmiştir ki, İsrailli denildiğinde Yahudi, Yahudi denildiğinde ise İsrailli olduğu anlamı çıkıyor.

Yahudi inanışına göre, kıyamet koptuğunda, Sırat Köprüsü, Kudüs’te kurulacak, köprünün kurulacağı yerin bir ayağı Secde Mescidi tarafında diğer ayağı da tam karşısında olacaktır. İnanışa göre, Sırat Köprüsünün ayağının olacağı yere Yahudi mezarlığı yapılmıştır. Hali hazırda binlerce boş lahit var. Ayrıca mezar yerleri de herkesin alabileceği fiyatta değildir. Köprünün ayağına en yakın yerin fiyatı 1 milyon dolardır. Mesafe uzaklaştıkça, mezarın fiyatı da düşüyor. Ama bu tutar 50 bin doların altına da inmiyor. Kısa bir hikayesi de vardır. Kıyametten sonra insanlar tekrar dirildiğinde, Yahudiler mezarından çıkarak hemen sıratı geçecekler. Cennete girerek, Cennetin kapasını kapatarak başkalarının Cennete girmesini engelleyecekler. Bu nedenden dolayı mezarlarını, Sırat Köprüsünün ayağına yakın yere yapıyorlar.

El-Halil Şehri, Peygamberler Diyarı, Benzersiz Bir Tarih Diyarı

Rehber eşliğinde El-Halil şehrine, daha doğrusu, şehri mübarek kılan Halilürrahman Camiini ziyaret için yola çıkıyoruz. El-Halil şehrine giderken gördüklerimiz, duyduklarımız ve yaşadıklarımız farklıydı. Aynı zamanda hüzün, sevinç ve kızgınlık, duygunun her türünü yaşıyoruz. Şehre gidişte birkaç kontrol noktasında durduruluyoruz. Manasız şekilde, boş boş bekletiliyoruz, bu şekilde sıkıntılar başlamış oluyor. Ancak Müslümana hemen pes etmek yakışmaz. Yakışanı ise alması gerekeni, yani hakkını almasını bilmesidir. Ayrıca yol boyunca görüş açışı bulunan yerlerde, insansız, uzaktan kumandalı silahlar var. Buna teknoloji mi desek, korkaklık mı desek bilemiyorum. Üstelik evlerini hep yüksek yerlere yapmışlar, buralar deniz seviyesinin altında kaldığı için İsrailli vatandaşların can korkusu var. Oysa Filistinli Müslüman Rabbine teslim olmuştur.

Şehre girişte iki yol var, genelde tercih edilen yol daha düzgün ve kullanışlı. Ancak şehrin girişte engel var, patron gir demedikçe giremezsiniz. Filistinli gençlerin yüzünde ne de hareketlerinde korku belirtisi var. Çünkü asıl ev sahipleri kendileridir. Sebep belirtmeden, İsrail polisi kafilemizi şehre sokmuyor. İsrail polisi açıklama da yapmıyor, mecburen yolu uzatarak diğer yola yöneliyoruz. Maksadımız Halilürrahman Mescidine gitmek. Yarım saatlik yeni yolculuktan sonra şehre yakın mesafede araçtan inip şehrin girişine geliyoruz. Ancak, şehrin girişinde demirden, insan boyunu aşan turnikeler var. Etrafımızda korkusuz Filistinli çocuklar toplanıyor. Bizden önce girişi bekleyen polislere dikleniyorlar, “Açın kapıyı!”. İsrail polisi ağırdan alıyor, önce pasaportları istiyor. Eline alıyor, içlerine bakmadan biraz elinde tutuyor. Ve geri veriyor. Maksat şevki kırıp, baskı oluşturmak. Bu arada Filistinli çocuklar ve gençlerde öbek öbek gruplaşıyor. Adam sende tavrıyla polisleri kâle almadan, bize mihmandarlık yapıyorlar.

Halilürrahman Camii ve Filistinlilerin Yaşadıkları Baskı

İlk girişten içeri giriyoruz. Şehrin girişi ile cami arasında kısa mesafe olmasına rağmen cami girişine de bariyer koymuşlar. Lakin aynı senaryo, İsrail polisi pasaportları topluyor, amirine götürüyor. Amiri pasaportların içine bakmadan geri gönderiyor. Böylelikle cami girişinde biraz bekletilip, içeri alınıyoruz. Sonunda bir çok Peygamberin istirahatgahına ulaşıyoruz.

Halilürrahman Camii

Halilürrahman Mescidi önceden tamamen Filistinli Müslümanların ibadet yeridir. Fakat, 1994 yılında Yahudi vatandaş otomatik silahla namaz kılan Müslümanların üzerine ateş açıyor ve bir çok Müslümanı katlediyor. Bu hareketi bir meczubun yatığını açıklayan İsrail yönetimi, korunamadığı gerekçesiyle camiyi kapatıyor. Filistin toprağı sayılan Camiye, silah ve siyasi gücüyle haksız şekilde el koyuyor. Altı ay sonra cami tekrar açılıyor. Ancak bu arada yüz kadar İsrailli aileyi de buralara yerleştiriyor. Bu ailelerin güvenliğini sağlamak için de aileden çok daha fazla polisi görevlendiriyor. Bununla da kalsa iyi dersiniz ama kendisinden bekleneni yapıyor. Kapanan cami açıldığında ne hazin ki üçte ikisi sinagog olmuştur.

Artık caminin her köşesi İsrail yönetiminin döşediğin sesli ve görüntülü güvenlik kameraları ile doludur. Ne yazık ki bir çok peygamber ve zevcelerinin mekanının yönetimi İsraillilerin elindedir. Kutsal kabirlerin anahtarları dahi sinagogdadır. Caminin minaresi de aynı şekilde sinagog tarafında kalmıştır. O yüzden kabirlerin bakımları düzenli yapılamıyor. Toz toprak içinde içler acınası haldedir. Bununla beraber, minarenin ziyareti de yapılamıyor, sadece müezzin ezan okuyabiliyor. Aynı zamanda, Peygamber kabirleri, yerin 15 metre altında ve anahtarları sinagog yönetiminde. Hz. İbrahim, Hz İshak, Hz. Yakup, Hz. Yusuf Peygamber Efendilerimiz ve zevcelerinin kabirleri de buradadır.

Hz.İbrahim (A.S.)’mın kabri şeriflerinde duamızı ediyoruz. Rehberimiz, edepli bir şekilde köşede duran bir sancağı işaret ediyor. Osmanlı Devletinden kalan son iki orjinal sancaktan biri de buradadır. Tozludur, ancak kendini tekrar havaya kaldıracak Müslümanları bekler şekilde, sapasağlam ayakta duruyor.

Son Ziyaret Yerimize Az Kaldı, Kutsal Mekanları Özleyeceğiz

Peygamer Kabri

Her şey aslına rücu eder. Her şeyden önce bu sözü kim demişse ne güzel demiştir. Son olarak Hz. İbrahim (A.S.) kabrini ziyaret edip, dua ediyoruz. Bununla birlikte, hemen bitişiği ise gasp edilip paravanla bölünmüş sinagogdur. Ziyaret esnasında kameralar, her daim, bizi izliyor. Biz hareket ettikçe kameralarda hareket ediyor. Huşu içinde duamızı ediyoruz. Etrafı birden yıkılırcasına gürültü kaplıyor. Hepimiz afallıyoruz, kutsal bir mekanda Peygamber kabirlerinin olduğu yerde, saygısızca yapılan gürültü hepimizi şaşırtıyor. Bu durumu rehberimiz açıklıyor. Özellikle, Müslümanlara huzursuzluk vermek için, sinagogdakiler bu kutsal mekanda kendilerini parçalarcasına tepinip, bağrışarak ses çıkarıyorlar. Maksatları ziyaretçilere korku verip, eziyet etmek.

Ziyaretimiz bitiyor, camiden çıkıyoruz. Etrafımızda Filistinli gençler. İş imkanları olmadığı için çoğu boşta. Gelen ziyaretçilerden destek bekliyor. Etrafta modern silahlı bir sürü robocop kıyafetli İsrail polisi var. Demir turnikelere geldiğimizde polisler ağırdan alıyor. Kapıya geç açmak için bahaneler üretiyor. Ancak cevval gençler korkmadan turnikeleri tekmeleyip, polislere bağırıyorlar. Polislerden ne karşılık, ne de bir tepki geliyor.

Dünyada Tek Yer, Arasan Bulamazsın, Bulursan Kaybetme

Dünyada, tek bulunan bir yerden geçiyoruz. Bu arada yolculuğa ara verip, Dünyanın sıfır noktasında resim çekiyoruz. Sadece biz hevesli değiliz. Neredeyse her geçen otobüs duruyor.

El-Ahram şehrine gidiş yolu üzerindedir. Şehir, deniz seviyesinden 423 m altına kurulmuştur. Meşhur Filistin hurması burada yetişiyor. Aynı zamanda tarım alanı verimli ve düz bir alandır. Türkiye’nin tahıl ambarı Konya ilimiz mesabesindedir.

Diğer bir ziyaret yeri ise Lut Gölüdür. Turistlerin ziyaret edip yüzdükleri bir yer. Ancak sebep olduğu hadiseye istinaden ve zamanımızın da kısıtlı olması nedeniyle uzaktan görmekle yetiniyoruz.

Lut Gölü Uzaktan Görünüş

Lut Gölü Filistin sınırlarındadır. Buna rağmen İsrail yönetimi her yıl, gölden çıkardığı çamuru dünya ülkelerine ihraç ediyor. Çıkarılan çamur ise kozmetik sanayinde hammaddedir. Bundan dolayı, kozmetik madde kullanımı sayesinde İsrail devleti ciddi kazanç sağlıyor. Gölün dibine şimdiye kadar ulaşılamadı. Sonuç olarak gölün derinliği belli değil. Birçok elektronik alet denenmesine rağmen, belli derinlikten sonra cihazlar bozuluyor. Gölün tuzluluk oranı çok yüksek.

Gölün, tuzluluk oranı yüksek olduğu için boğulma riski neredeyse imkansızdır. Kayıkla, bir kaç Türk vatandaşı gölde gezintiye çıkıyor. Sakin bir köşesinde, su yüzülebilir temizlikte olduğu için, kayıktan göle atlıyorlar. Bahtsız bedevi misali, yüzücülerden birinin hareketleri değişiyor. Boğulama figürlerine arkadaşları önce gülerler, sonra ise telaşla arkadaşını boğulmaktan kurtarırlar. Hadise, çölde, kutup ayısından sakınmak gibidir. Muhtemelen buna benzer bir hadise bir daha olmayacaktır.

Yafa Şehri, Son Ziyaret Yerimiz, Son Osmanlı Eseri

Seyahatimiz yavaş yavaş nihayete eriyor. Bunun yanında, Yafa’yı da ziyaret ediyoruz. Zira, eskiden Osmanlı beldesiydi. Osmanlı eserlerinin büyük çoğunluğu yok edilmiş, ancak bir kaç tarihi eseri ayakta kalabilmiştir. Aksi halde gelinmesi uygun olmayan bir manzara arz ediyor. Yönetimi İsrail devletinde ve İsrailli sosyetesinin yaşadığı tatil mekanıdır. Uzun bir sahili, kumsal ve plajları var.

Yafa şehrinde Osmanlı’nın izleri neredeyse silinmiştir. Ancak, birkaç tarihi eser dururken, bunların dışında pek bir şey kalmamış. Bu güzel camide namazımızı cemaatle kılıyoruz. Cami imamı, Filistinli bir Müslümandır. Namaz vakti geldiği için, cemaat tarihi camide toplanmış. Bizim grubu, camide gören imam, yanımıza gelerek iletişim kuruyor. Namazı, bizlerden birinin kıldırmasını rica ediyor. Türk imam eşliğinde, Filistinli cemaatle huşû ile namazımızı eda ediyoruz.

Yemek konusunda fazla şansımız olmuyor. İsrail yönetiminde olduğu için yiyecekleri helallik yönünden bize uymuyor. Rehberimiz önceden Yafa’ ya geldiği için yiyeceğimizi nereden alabileceğimizi söylüyor. Bize uyacak, büfe tarzı bir yerden yiyeceğimizi alıyoruz. İşletmecisi İsrailli olsa da, çalışanlar tamamen Filistinli Müslüman. Kaşarlı pide ve ayranla iktifa ediyoruz.

Çok okuyan değil, çok gezen bilir. Buradaki bilmek zannedersem olayın içinde olup, ânı yaşamaktır. Bulunduğun yerin gerek havasından, gerekse insanından etkilenmektir. Ancak, şu da bir gerçek ki, bir Müslüman ülkeye gidildiğinde bir çok konuda aynı hassasiyet var. Yemeklerin helal olması, tuvaletlerde taharetin suyla yapılması, oturulan yerde ayakkabı çıkarılması. Muhteşem bir birliktelik, olmazsa olmazlardandır. Siz de Filistin’e gidip o manevi havayı yaşamak ve yaşatmak ister misiniz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.